ALANYA KALESİ Kandeleri tepesinde yüzyıllar öncesinden kalmanın olgunluğu ve sükuneti içinde uzanan Alanya Kalesi zamanımıza kadar korunabilen tek selçuklu kalesidir. ,1225 yılında Roma kale kalıntılarının yerine Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yeni bir kale yaptırılmıştır. Alaiye Beyleri döneminde önem kazanan bu kale 1471 yılında Osmanlılar tarafından alınmıştır. 83 kule ve 140 burca sahip üç sıra surlarla çevrili olan kale iç ve dış kale bölümlerinden oluşmaktadır. Ayayorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi, Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri, adam atacağı ve zindandan oluşan kale komplike bir tarihi hazinedir. Ayayorgi Kilisesi İç kalede yer alan Ayayorgi Kilisesi M.S. 6. yüzyılda yapıldığı sanılan ve günümüze kadar ana özelliğini koruyan küçük bir kilisedir. Dini önemi artınca zaman içinde psikoposluk haline getirilmiş kilisede fresk izlerine rastlanmaktadır. Akşabe Sultan Mescidi ve Türbesi 1230 yılında Akşabe Sultan için yaptırılmış Türbenin kalan kısımlarından apsisinin çinili olduğu anlaşılmakta, mescidin dışı kesme taştan, içi ve kubbesi tuğla ile örülmüştür. Alaaddin Camii Kale Camii, Sultan Süleyman Camii adlarıyla anılan 1231 yılında Sultan Alaaddin tarafından yaptırılmış eser, moloz taş ducarlı, kubbe kasnağının yapısında kesme taşların kullanıldığı, iç mekanı sekizgen kubbe kasnağı üzerine oturan bir camidir. Kubbenin askılık vazifesi gören kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük küpçük konmuştur. Caminin kapı ve 14 adet pencere kapakları Osmanlı dönemi oyma işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Emir Bedrüddin (Andızlı) Camii Adını hemen yanında bulunan andız ağacından alan bu cami 1277 de yaptırılmıştır. Bitişiğinde kendisine has mimarisiyle yapılmış çok yüksek olmayan minaresi yer alır. Minberin oymacılık sanatının en güzel örneği olması itibariyle önemlidir. Alaaddin Keykubat Sarayı İç kalenin en yüksek yerinde kurulmuş olan bu sarayın çinilerle kaplı olduğu anlaşılan kalıntıları mevcuttur. Selçuklu Hamamı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırıldığı sanılan, iç kalenin doğusundaki burçların yanında, kırmızı tuğla ve harçla yapılan tek kubbeli ve sekiz yüzlü bir yapıdadır. 5m çapındaki kubbesi ile tonozla örtülü küçük bir odası vardır ve suyunun iç kaledeki büyük sarnıçtan künklerle getirildiği anlaşılan hamam Selçuklu’ların temizliğe ve sağlığa verdiği önemin bir abidesidir. Bedesten ve Arasta Kale Camiinin güneybatısında yer alan 14 veya 15. yüzyılda Karamanoğulları tarafından yaptırılan Arastanın han olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Sarnıçlar Evliya Çelebi Seyahatnamesinde sarnıçlar şehri olarak adı geçen Alanya’da kale ve çevresinde yaşayan halkın su ihtiyacının karşılanması için 420 sarnıcın yaptırıldığı tespit edilmiştir. İçlerinde en önemlisi Akşabe Sultan Mescidi ile Bedesten arasında 22,5 m boy ve 13 m genişliğindeki Mecduddin sarnıcıdır. Selçuklu Türklerinin mimari yanında alt yapıya verdikleri önemin güzel örneklerinden birisidir. Deniz Feneri 1720 yılında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kalenin güney ucunda, denize dik inen yamaç üzerindeki surların bulunduğu yerde yaptırılan fener bugün hala iki binasıyla işlevini yerine getirmektedir. Sitti Zeynep Türbesi Damlataş Mağarası yolundan kaleye gidilen yol üzerinde bulunan ve Selçuklu döneminden kaldığı sanılan türbe Sitti Zeynep adında bir Erene ait olup Alanyalıla ve Alanya’ya gelenlerce ziyaret edilmektedir. Adam Atacağı Kalenin kuzeydoğusunda 250 m’lik uçurumun üstünde 15 m derinlikte bir zindanın bulunduğu yerdir. Bir rivayete göre “Bizans devrinde iki suçlunun burada güreştirilip, mağlup olanın hasmı tarafından denize atıldığı, diğer suçlunun burada bulunan zindandan bir süre sonra çıkarılarak son bir şans tanındığı, eline verilen üç taştan birini denize düşürmesi halinde affedildiği, beceremezse çuvala konup kayalıklara veya mancınık ile denize atıldığı” bir yerdir. Atılan taşın hava akımı ve yer çekimi nedeniyle denize düşürülmesinin çok zor olduğu bu yerde, günümüzde bu rivayetten kaynaklanan dilek tutarak taş atma geleneği sürdürülmektedir. Ne dersiniz? Belki sizin de dileğiniz kabul olur, eğer denereniz. Kızılkule Kentin Liman kısmına egemen olan bu sağlam kuleye adını koyu kırmızı renkli taşlar verir. Klikia’lı korsanlardan kalma eski bie kale kalıntısının yerine 1226 yılında Alaaddin Keykubat döneminde yaptırılmıştır. Kule konumu, planı, yapı tekniği ve kitabeleri ile Anadolu yapı sanatının eşsiz bir örneğidir. Üç adet kitabesi bulunan kulenin kapı yazıtında Sinop Kalesi’ni yapan Halepli Ebu Ali Reha El Kettani’nin eseri olduğu yazılmaktadır. Diğer iki kitabede Alaaddin Keykubat’a methiyeler bulunmaktadır. Sekizgen planlı kulenin her duvarı 12,5 m genişliğinde ve yüksekliği 33 m dir. İki açık, üç kapalı toplam beş kattan oluşan kuleye çok geniş ve yüksek olan 85 basamakla çıkılır. Tersanenin bekçisi olan kule 1951-1953 yılları arasında köklü bir restorasyon yapılarak etnoğrafya müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Üç ayrı kuleyi ve üst kaleyi çevreleyen uzun bir duvarla bağlanır. Kule bir benzerinin bulunmaması ve limandaki heybetli görüntüsü ile ziyaretçilerini hayretler içinde bırakmaktadır. Selçuklu Tersanesi Kızıkule’nin güneyinde deniz kıyısında beş gözlü olarak inşa edilen ve günümüze ulaşan yegane Selçuklu tersanesidir. Sultan Alaaddin Keykubat’ın Alaiye’yi almasından sonra Akdenizde ticaret yapan esnafı ve sahil kesimini korumak için düşündüğü Akdeniz Filosunu oluşturmak amacıyla 1228 yılında yaptırılmıştır. 56,5 m uzunluğu ve 44 m derinliğinde üzeri tonozlarla örtülü olan tersanenin her gözü 7,70 m genişliğinde 42,30 m boyundadır. Duvarları kesme taştan, kemer ve kubbeleri tuğladan yapılan tersanenin tavanlarında ışık almasını sağlayan pencereler mevcuttur. Sol tarafında bir mescid, sağ tarafında muhafız odası olan tersanenin 3. gözünün arkasında da bir su kaynağı vardır. Sekiz asırdır hala sağlamlığını koruyan tersane Kızılkule’nin yanında Alanya’nın simgesi olarak ihtişamını göstermektedir.
kaynak : Haşim yetkin Alanya kitabı


