ALANYA’NIN TARİHİ
Güzel Alanya’mızın insanoğluna beşiklik yaptığını ilçemizin kuzeydoğu istikametine düşen Bademağacı Köyü ile Oba Beldesi arasında sınır teşkil eden Kadıini Mağarasında 1957 yılında Prof. Dr. Kılınç Kökten’in araştırma ve incelemeleri sonunda bulunan insan iskelet ve fosilleri bunu kesin olarak doğrulamaktadır.Bu güzel mağarayı görmek isteyenler için Cikcilli Hacıbaba yoluyla Kadıpınarı Piknik’in bulunduğu yere varırsınız, o güzel piknikte dinlenip,yeyip,içtikten sonra zorda olsa o dik yokuşa tırmanıp bu güzel mağarayı gezmek sanırım sizleri binlerce yıl gerilere götürecektir.Bu kadar derinlere inen zengin bir tarihin mirasçısı Alanya’ mız bulunduğu yer itibariyle de bazen Kilikya, bazen de Pamphylia topraklarından sayılmıştır. Tarih babası Heredotos bu bölge için şunları yazar : “Bu bölgede yaşayanlar Truva Savaşı sonrasında (M.Ö. 1820) buraya gelip yerleşirken, buradaki çeşitli kavimlerin gelenlere ev sahipliği yaptıkları bilinmektedir.”Bu cümleden olarak Hititlerin bu bölgeye kadar gelerek M.Ö. 14. yüzyılın ilk yarısında altıbin kadar insanı öldürüp, Kilikya ve Pamphylia’yı kendilerine bağladıkları görülür. Pamphylia , “çok ırklı , çok cinsli ” anlamına gelen bir sözcüktür .İlçemiz topraklarının verimliliği ormanlarının sıklığı, sahil şeridine aşılması güç bir set çeken Torosların sarp yamaçları bu yöreden gelip geçenlerin dikkatini çekerek, bir çoğunu bu güzel beldeye alıkoymuştur. Bununda böyle olduğunu bu günde görmüyormuyuz ? Bugün itibariyle Alanya’ mıza yerleşen Avrupa’ Iıların sayılarının 5 / 6 bine vardığını hepimiz biliyoruz. Hatta Alanya Belediyesi onlar için özel bir mezarlık yeri ayırmıştır. Alanya’ mız insanoğluna mesken olduğundan bu yana bilinen dört isimle günümüze kadar gelmiştir. Bunlar;
CORACESİUM :
M.Ö. 2241188 yılları arasında bütün kilikia Büyük Antiochus tarafından istila edildiği halde, Coracesium’ un kuşatılması ve alınmasının zorluğu nedeniyle, istiklalini muhafaza etmiştir. Hatta Coracesium Suriye Krallığına kafa tutacak kadar ileri gidince, denize açılıp o zamanlarda kolay kazanç yolu olan korsanlığa başlıyorlar. Bu dönemde Coracesium istiklalini muhafaza etmekle beraber, Yunan Medeniyetinin tesiri altında kalmıştır. Buna örnek olarakta Syedra Kalesi çokça kilise mıntıkasında bulunan fallüs ve göz yaşı çanakları bu düşünceyi doğrulamaktadır.Coracesium , tryphon adlı bir korsan reisinin elinde çevresine korku saçan bir yer haline gelmiştir, Hatta bu korsa n reisi, kendisini dahada güçlendirmek için şimdiki Arap Evliyasının bulunduğu yerden Ehmedek’e kadar olan kısmına harçsız iri taşlarla kalın bir duvar çekmiştir. Bu azılı korsan reisi şimdiki Kızlar Yarığı veya Korsanlar Mağarası dediğimiz bu tabii mağarayı soygun deposu olarak kullanmıştır. Ayrıca şimdiki Damlataş Mağarası ile Belediye Sarayı arasını yardırarak, Alanya Kalesini Coracesium’ubir ada haline getirdiği rivayet edilmektedir.Bakınız XIII. Yüzyılda yaşamış İran’lı tarihçi ibni Bibi bu konuda ne diyor “Demirden hendeği mermerden hisarı Vardır.”O devirde güçlü bir devlet olan Roma imparatorluğunun kıyı şeritIerine kadar sızıp zenginlerden fidye alarak, tanınmış kişilerin kızlarını kaçırarak çevrelerini haraca bağlayacak kadar ileri gitme , cesaretinde idiler. Bu durumdan dolayı hiçbir kimse Akdeniz’e açılamaz, bu yüzden de Roma şehri yiyecek yönünden büyük sıkıntılara düşmüştür. Halkın bu sıkıntılardan biran önce kurtulması düşüncesiyle M.Ö. 139 yılında Antiochus tarafından acılan bir savaş sonrasında bu güçlü ve azılı korsan reisi yok edilir.Zamanla tekrar güçlenen korsanlar, Akdeniz’ de korku saçmaya başlayınca, bu kez kesin bir sonuç almak için Roma imparatorluğu geniş yetkilerle bu kez Antonius’ u görevlendirir. (M.Ö. 1 03) Antonius’ un imparatorluk sınırlarını genişletmesine rağmen, her geçen gün tekrar eski güçlerine ulaşmaya çalışan korsanlar, Akdeniz kıyı şeridindeki birçok şehir ve kasabayı yağmaya devam etmişlerdir. Korsanlar dahada ileri giderek, kendilerini yok etmek için görevlendirilen Antonius’un kızınıda kaçırarak Roma’lıları çileden çıkarmışlardır. Soygunların, fidyelerin ve kız kaçırmaların mutlaka sona erdirilmesi gerektiğine inanan Roma imparatorluğu, bu kez ordunun güçlü komutanlarından Pompeus’ u görevlendirir. Bu komutan karadan ve denizden yaptığı amansız saldırılarla yıllardır Akdeniz’e korku saçan korsanları bir daha güçlenmeyecek şekilde ortadan siler. Bu yörelere tam anlamıyla hakim olan Roma’lılar Cesar’ın ölümünden sonra Kilikia yöresini Antonius’un yönetimine verirler. O devirde dünyaya güzelliği ile ün salan Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın bir Akdeniz turnesinde iken Antonius karşılaşması her şeyi alt üst eder. Birbirlerine aşık olan Kleopatra ve Antonius evlenirler. Antonius, evlilik hediyesi olarak Amaksiya’yı (Elikesik’te Sinek Kalesi) eşine verir.Kleopatra’nın kendisine hediye edilen bu güzel şehirdeki sedir ve çam ormanlarını kestirerek, donanmasına gemi yapımında kullanılmak üzere,Mısır’a taşıttığı bilinmektedir.Bu duruma son derece kızan Roma’daki rakibi Oktavius,bunlara harp ilan eder.Bu sırada Yunanistan’da bulunan Kleopatra ve Antonius Oktavius’un büyük saldırısına uğrarlar.Kurtuluşu kaçmakta bulan iki aşık iskenderiye önlerine kadar Oktavius tarafından kovalanırlar,yakalanacağını anlayan Antonius, daha sonra da Kleopatra memesini bir yılana sokturarak intihar ederler.Pompeius tarafından korsanların temizlenmesi sırasında yakılıp yıkılan yerler, tekrar Roma’lılar tarafından en iyi şekilde yeni baştan imar edilir. Roma’lılar tarafından tekrar inşa edilmesinden sonra M.S. Vii. Yüzyıla kadar önemini koruyan Coracesium (Alanya) bu tarihten sonra Arap’ların saldırıları başlayınca, önemini dahada arttırmıştır. Bizanslılar döneminde “Güzeldağ”anlamına gelen Kolonoros adını alır. Eski ismi olan Coracesium’un da “Gökkarga” anlamına geldiği ve burada oturanlara da ” Gökkargalılar “denildiği söylenir. Bugün nesli tükenmek üzere ancak yine de Kestel, Mahmutlar Kasabalarında azda olsa görülür. Bu bölgeler de bulunan küçük küçük şe-hirler sırasıyla deniz gücünü kaybedince başta Coracesium olmak üzere Amaksiya, Laerti, Cıbyra İotape ve Siyedra şehirleri bir bir yok olmuşlardır.
KOLORONOS :
İslam Devletinin bütün Roma sakinlerine karşı yaptığı akınlar sırasında Kolonoros, alınmasının güçlüğü sebebiylebağımsızlığını muhafaza eder. Bazı tarihçiler ise Arapların buraya geldiğini öne sürerler,hatta Sitti Zeynep Türbesini bu iddiayı kanıtlayan bir eser olarak nitelendirirler. Bu cümleden olarak türbenin Hazreti Hüseyin’in torunu Zeynep’e aitolduğunu iddia ederler. Kimi şahıslar Hazreti Hüseyin’in torunları arasında Zeynep isminde birinin olmadığını Osmanlılar devrinde Bektaşiler tarafından tesisedilen bu zavi-yenin, uydurma bir şahsiyet ile Hazreti Ali’ye nispet edildiğini söylerler. Bir başka söylentiye göre de hicaza peygamberimizi görmeye giden ancak ölümünü öğrenen Zeynel Abidin Hazretlerinin kızının birisi olduğunu da söyleyenler vardır.Yalnız şu varki Arapların bu sahillerde Bizanslılar’ı tedirgin etmelerinden yararlanan Selçukluların Kolonoros’u almaları kolaylaşacaktır. Sitti Zeynep Türbesi Alanya’da Osmanlı mimarisinin bir örneğidir .Ancak bu türbe buraya yapılmadan öncede burada yani bu türbenin altında Bizanslılardan kalma sıra halinde üç tane oyma mezar vardır. Selçuklular Antalya’yı aldıktan sonra Akdeniz hakimı yetinin ancak Kolonoros’u ele geçirmekle mümkün olacağı düşüncesinde olduklarından, alınması oldukça güç olan bu önemli kaleyi topraklarına katmak için görevlendirilen Erto-kuş Beyin Selçuklu sultanı Alaüddin Keykubat’a bu durumu aktarması üzerine sultandan aldığı emirle Alanya’nın alınması için gerekli hazırlıklara başlanır Hatta iranlı tarihçi ibn’i Bibi bu kaleyle ilgilişu sözleri söyler. ”Muzaffer orduya ferman olursa kuvvetle ümit ederim ki; her karınca bir ejderha her ötleğen kuşu ( çalı bülbülü) bir hüma kesilir, feleklerle beraber ve semalarla başbaşa görünce o kaleyi kul-lanırız.” Ordu yola çıkar ve Kolonoros önlerine kadar gelerek karargah kurar. Sultanın emirleri doğrultusunda planlar hazırlanıp kale kuşatılır. Önce zamanın kale komutanı Kirfart ‘a kan dökülmeden teslim olunması söylenir. Kirfart’ın karşı koyması neticesinde iki aylık saldırı planı uygulanır. Bu uygulamadan bir sonuçalamayan sultan Alaüddin Keykubat bir yatsı namazından sonra el açarak Allah’a yalvarır. Hemen o gece sultan, rüyasında nur yüzlü bir kişi görür ve kendisine : ”Bu kaleyi almak ve içine girmek çok zordur. Asla savaş yapılmaz, ama Allah senin yardımcındır, böyle bir kaleyi almak sana nasip olacaktır.” dediğini duyar. Sultan bunun üzerine sevinçle uyanır. Bütün devlet ulularını toplantlya çağırır .Bütün herkes bu rüyayı hayra yorar , zafer müjdesi olarak kabullenirler. Sultanın emri üzerine 100 baş öküz, 1 000 baş koyun ve 11 dirhem parayı harp gönüllülerine ve fakirlere dağıttırır. Bütün ordu son hazırlıklarını yaparak Allah Allah sesleriyle büyük bir saldırıya geçer.Bu büyük saldırı karşısında harp yapacak güçlerinin kalmadığını anlayan kale komutanı Kirfart yakın-larıyla birlikte teslim olmaktan başka çarelerinin kalmadığını görür.Bunun üzerine Antalya beyi Mübarizittin Ertokuş’a komşuluk münase-betlerinden dolayı aracılık yapıp kendilerine bir zarar verilmezse teslim olacaklarını bildirmelerini ister. Sultan bu sevindirici haberden son-ra büyük bir memnuniyetle hiçbir zarar verilmeyeceğini bildirir. Bu duruma çok sevinen Kirfart bizzat kendi eliyle kale kapılarını sonuna kadar açarak sultanı karşılar. Sultan Alaaddin Keykubat’da kendisine Konya yöresinde bir kasaba vererek ömrünün sonuna kadar orada yaşamasını sağlar. Kızı Hand’ı (Mahperi Sultan) da eş olarak alır. Alanya kalesinin alınmasında o günden bu güne söylene gelen rivayetler vardır. Hatta bu rivayete göre de Alanya kalesinin Keçi kalesi olarakta isimlendirildiği söylenir. Sultan Alaaddin Keykubat 4 ay gibi uzun bir kuşatmadan sonra kaleyi bu askerlerle alamayacağını anlayınca, adamlarına yöredeki bütün keçileri toplayıp getirmelerini emreder. Bir gece toplanan keçilerin boynuzlarına bağlattığı çıraları ateşlettirerek askerlerin Allah Allah sesleriyle kale kapılarına hücum etmesini ister. Kale muhafızlarının bu büyük kalabalık karşısındaki telaşlarına bakan Kirfart durumun vehametini anlayarak kale kapılarının açılmasını emreder.Zafer sonrasında Sultan Alaüddin Keykubat’da Kolonoros adını kaldırarak, kendi adına izafeten Alaiye olarak değiştirir. Ordu bu sevincin coşkusuyla Antalya’ya doğru yol alırken, bugün şehir merkezine 35 km. uzaklıkta bulunan Alara Kale’si önlerine gelen Sultan bu Kale’nin de derhal Selçuklu sınırlarına dahil edilmesini emreder. KirFart’ln kardeşi olan kale komutanına ağabeyinin akibeti bir elçi tarafından anlatılır. Bu haber üzerine hemen oracıkta yığılıp kalan kale komutanı ölür. Geri kalanlar da ister istemez teslim olurlar. Hatta 9 yıl sonra Sultanın emri üzerine bu kalenin hemen eteklerine büyük bir Kervansaray yaptırılır. (Alarahan)Alaüddin Keykubat tarafından fethediIen Alaiye Selçukluların en parlak devirlerinin başlangıcı olmuştur. Alanya ve çevresinin en güzel bir şekilde usta ellerle işlenişinin izleri aradan geçen yüzyılların bile eskitemediği ve dünyanın eşsiz harikaları diyebileceğimiz bu büyük eserler, hala ayakta dimdik durmaktadır.
ALAADDİN KEYKUBAT’IN ÖLÜMÜ :
Şam seferine çıkmadan önce 1237 yılı şevval ayının hilali belirlediği sıralarda Kayseri’de (Meşhediye) arasında birikmiş olan sayısız asker bayram yerinde toplandı.Burada üç gün üç gece yenilip içilip büyük eğlenceler yapıldı.Son gün Çaşniğir Nasırüddin Ali ansızın kızarmış bir kuş etini sıcak sıcak Sultanın önüne koydu ve eliyle parçaladı. Sultan birkaç Iokma yedikten sonra duru-munda değişiklikler olmaya başladı. Tüm çevresindekiler telaşla sağa sola koşuşmaya başladılar. Sultanı hemen Keykubadiye Sarayına götürdüler,her ne kadar istifra ettiysede kurtarılamadı 634 hicret yılı ( 1237) şevvalının 4. Pazartesi gecesi Keykubadiye Sarayında son nefesini verdi.Cesedi Konya’ya götürülerek atalarının yanına gömüldü. Sultanın ölümüyle ilgili başka başka söylentilerde mevcuttur. ” Alaaddin’in ölümü tetkike şayandır. Ya bir cinayettir, yahut Batilismus denilen yiyecek zehirlenmesidir. Durmuş etler bazen bu zehirden büyük miktarda ihtiva eder. Hatta tadımlık olarak bir iokma alınsa bile zehirlenenler arasında ölüm bazen yüzde yüzdür. “diyor. Bir başka söylentiye görede Kirfart’ın kızı Mahperi’den olan 17 yaşındaki oğlu tarafından zehirlendiği de söylenmektedir.
ALAİYE’NiN OSMANLlLAR TARAFINDAN ALINMASI :
Karamanoğulları kendilerini hep Selçuklu’nun varisi olarak biliyorIardı. Onun için Osmanlı’larla arası hiçbir zaman iyi geçmemiştir. ilk Osmanlı Karaman Harbi 1 .Murat zamanında 1387 yılında başlar. Bundan 10 yıl sonra 1397 de Yıldırım Beyazıt ile devam eder. Bu saldırı sonrasında da Karamanoğulları ortadan kaldırılır. Ancak ne acıdır ki bir Türk’le bir Türk’ün çarpışması sonucu 1402 yılında yapılan Ankara Savaşında Beyazıt’ın yenilmesi ve Timur’un hain planlarıyla önce bütün şehzadeleri birbirine katarak sonra Beyazıt tarafından ortadan kaldırılan bütün beyliklerin önde gelenlerine”Haydi geçin Beyliklerinizin başına” diyerek onlara serbestlik verilir. Tekrar dirilen beyliklerden özellikle Karaman Beyi Mehmet ve .Ali Beylerin hapisten çıkartılıp salınıveril-mesi üzerine Mehmet Beyin Bursa’yı basarak zararlar vermesi,bir bölümünü yakıp yıktıktan sonra da hıncını alamayarak babasını öldürenBeyazıt’ın mezarını açtırarak kemiklerini çiğnediği söylenir. Bu durum böyle giderken Fatih zamanında Konya Alaiye arasında yaşanan bir olay bardağı taşıran son damla olmuş ve Fatih’in emri ile Alaiye üzerine gidilmiş,bu iş için önce Rum Mehmet Paşa’ya görev verilmiş.Rum Mehmet Paşanın zevcesi Alaiye beyinin kız kardeşi olmasından dolayı başarısız olmuş ve 1471 yılında Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlılar harpsiz kansız Alaiye topraklarını Osmanlı sınırlarına katmışlardır. Bu dönemde de Alaiye iskelesi çok önemli idi. Arap ve Frenk gemilerinin buraya uğraması Osmanlılar için hiç de faydalı bir şey değildi. Anadolu’nun güney kıyılarında Osmanlı hakimiyetinin pürüzsüz hale gelebilmesi için Alaiye’nin zaptı elzemdi. O sırada Alaiye’de Memluklerin himayesini tanıyan Kıiıç Arslan isminde bir bey vardı. Alaiye Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra Karamanlıların eline geçmiş, Karamanlılarda burasını 1427 veya 1428 yılında Memluklere satmış-lardı. işte bu tarihten itibaren Alaiye’de Memluklerin idaresinde küçük bir beylik teşekkül etmişti. Kılıç Arslan’da bu küçük beyliğin son idarecisiydi.Gedik Ahmet Paşaya şehri harpsiz teslim eden Kılıç Arslan’a Alaiye’ye mukabil Gümülcine Sancağı dirlik olarak verilmiştir.Kıiıç Arslan bey Alaiye gibi bol gelirli bir yere mukabil kısır gelirli Gümülcine’nin kendisine verilmesine çok üzülmüş ve bir gün fırsatını bulup Kavala’dan bir gemiye binerek eski hamisi olan Memlukların diyarı Mısır’a kaçmıştır. Bu arada Alanya’mızla ilgili olduğu için Gedik Ahmet Paşa’nın akibetini de aktarmamızda yarar vardır sanırım. Fatih Sultan Mehmet öldükten sonra Cem Sultan’la Beyazıt’ın kavgasında Cem Sultan tarafını tutan Gedik Ahmet Paşa Beyazıt tarafından zindana atılıp daha sonra da öldürtülmüştür. Osmanlı imparatorluğunun en zayıf dönemlerinde bile hiçbir düşmanın ayak basamadığı bu güzel beldemize istiklal Savaşı öncesinde güzel yurdumuzun her yanı düşmanlar tarafından istila edilirken 28 Mart 1919 da Antalya Limanına yerleşen italyan donanması çeşitli bahanelerle şehre girmiş, çeşitli şartlar koyarak hazırladıkları metinleri şehir halkının bitkin ve güçsüz olmaları nedeniyle zorla kabul ettirmişlerdir. Çünkü 1. Dünya Savaşında Antalya birkaç defa bombalanmıştır. İtalyan’lar Antalya’yı ıstila ettikten sonra yayılma politikasına girmişler onun içinde deniz sahilinde bulunan Manavgat, Alanya (Alaiye)’yı düşünmüşler. Side ve Alanya ‘mıza ait Karaburun’a kadar gelmişlerdir. Bu yayılma 28 Mart 1919′ dan Haziran 1919′ a kadar hızını arttırarak devam etmiştir. Bu süre içinde Alanya’ya gelip Kale arkası dediğimiz bölge. den şehrin yer-leşim alanlarına rast gele bomba atmaya başlamışlar Bombalardan isabet alan birkaç ev hasar görmüştür. Ancak halkın büyük bir çoğunluğu yaylalarda olduğu içinde ölüm olmamış, ayrıca gemiler Iimana geldiğinde birkaç top atıp halkı korkutmak istemişler. Büyüklerimizin anlattıklarına göre mevcut hükümet kuvvetlerine dahi karşı gelen çetelerden Karazor’un, Kolluca’nın ve Güneyli Mevlüt Efenin varlıkları ve halkla birleşme olasılığı üzerine İtalyan’lar denizden karaya çıkma fırsatı bulamadan geldikleri gibı çekilip gitmişlerdir. Kısacası 1221 yılında Türk olan Alanya’ya hiçbir zaman düşman ayağı değmemiştir. Vatan toprakları için canlarını seve seve vererek şehitlik mertebesine ulaşmış aziz hemşehrilerimizden de söz etmeden geçmek yerinde olmaz sanırım.Nereden başlasak bilmem, ancak tarihi kayıtlarımıza baktığımızda OsmanlıPadişahlarından 4. Mehmet zamanında ( 1657) Sadrazam Köprülü Mehmet Paşanın emrinde Çanakkale Boğaz Harekatında Venediklilerle göğüs göğüse çarpışan Alaiye Sancak Beyi Küçük Mehmet Reis ve yanındakilerden sayısız şehitler verdikten sonra huzura çağırılıp Sadrazam tarafından alın ve gözlerinden öpülerek kendi arkasındaki samur kürkü çıkarıp ona giydirir.Başınada gazi çelengi takar ve ayrıca 200 den fazla altın ve kendisi ile birlikte sağ kalıp gayret gösterenlere dağıtılmak üzere bir kese kuruş verir ve yine 7 Ekim 1571 de bir gece baskınıyla kaybettiğimiz inebahtı Deniz Savaşındaki donanmamızın yeniden yapılmasında Alaiye Tersanesinin çok büyük önemi vardır.Yine Osmanlı Padişahlarından Abdülaziz zamanında Kırım Harbinde şehit olan Alaiyelilerin anısına istanbul Belgrad ormanIarında büyük bir mermer üzerine isimler düşülerek ruhları şad edilir.Alaiye’liler için altın harflerle tarih kitaplarına geçen Balkan Harbi Birinci Çatalca Muharebelerinde 17-Kasım-1912 günü yapılan çatışmalarda 150’ si asker 7’si subay olmak üzere 157 şehit verilir. Ruhları şad olsun.Küçüklüğümde hep büyüklerimden duyardım hicazda Yemen çölIerinde gidipte gelmeyenlere ağıtlar yakıldığını. Bilmem yolunuz düştü mü,gidiniz Çanakkale Şehitliğinde de Alaiye’li şehitlerin mezar taşlarıyla karşılaşırsınız. Cumhuriyet döneminde Kore’ye kadar gidip Çin ve Rus askerleri ile kahramanca çarpışıp gazi olarak dönenlerin sayısı da bir hayli kabarıktır. Alanya’mızda daha dün doğuda, güneydoğuda ve sınır ötesinde bölücülerle çarpışıp kolunu bacağını kaybedip gazi olarak dönenlerin yanı sıra şehit olan yavrularımız da mevcuttur. Hatta 1992 yılında sınır ötesi harekatında şehit olan Ahmet GÜNDOĞMUŞ’un defni sırasında Alanya Belediyesi tarafından Belediye mezarlığından bir şehitlik ayrılmış ve o tarihten sonraki şehitler buraya defnedilmişlerdir Ruhları şad olsun.
ALAİYE’NİN ALANYA OLUŞU :
Mustafa Kemal Atatürk yurt gezilerine Çıktıkça Antalya’ya da uğramayı ihmaı etmezdi. 9 Mart 1930 tarihinde Ulu Önderin Aspendosu ziyaret edeceği Alanya’lılar tarafından öğrenilir. Hamdullah Emin Paşa (Alanya’lı Osmanlı Mebusan Meclisi İstanbul üyesi) başkanlığında Nazmi OOĞAN (Hacıkadiroğlu) Hüseyin Gücüoğlu (Şakirzade) Mehmet Ali Kemaloğlu, Fuat Salur, Şükrü Ulusoy ve Zihni Açıkalın’dan oluşan heyet (hepside rahmetli olmuştur, ruhları şadolsun) 9 Mart 1930 tarihinde Atatürk’ü Aspendosta karşılamaküzere hareket ederler. Hamdullah Paşa Başkanlığındaki heyet Atatürk’ü Alanya’ya davet eder. Atatürk bir başka gezilerinde mutlaka Alanya ya uğrayacağını söyler. O tarihte Atatürk’ün yanında olan Prof. Or. Afet iNAN hervesileyle Alanya dan bahsetmektedir. Babasının memuriyetidolayısıyla ilkokul yılları Alanya da geçen Prof. Or. Afet iNAN Atatürk’le Alanya’lıların sık sık haberleşmesinde büyük rol oynamıştır. Yıl 1931 Atatürk Antalya’dadır. Antalya ve çevresinde bir gezinti yaptıktan sonra Silifke istikametinde yol alırlar. Alanya önlerine gelindiğinde gerek Prof. Afet iNAN’a verdiği söz ve gerekse 1930 yılında Aspendos’ta Alanya heyetine verdiği söz üzerine Alanya koyuna çok yakın bir seyirle yemyeşil muz ve portakal bahçeleri içerisinde kendisine has bembeyaz Alanya evlerini Sultan Alaaddin’in Kalesini, Kulesini ve Tersanesini görür duygulanır. Yanında bulunan heyettekiler ” Evet Paşam Selçukıu’nun kışlak başkenti Alaiye’de neden sizin de bir köşkünüz olmasın ” derler. Bu arada halk mavnalarla sandallarla Atatürk’ün bulunduğu Ege Vapuruna doğru ilerlerler. Atatürk ve arkadaşlarını taşıyan geminin programında Alanya yoktur. Ancak bu güzel jesttten dolayı Alanya Belediye Başkanı Hüseyin HACIKAOiROĞLU tarafından Alanya’lıların sevgi, saygı ve içtenlikle bağlılıklarını belirten bir telgraf çekilir. O zamanlar denizde seyreden bir gemiye ulaşmak için çekilen bütün telgraflar Çanakkale üzerinden ulaştırıldığı için telgrafta Alaiye kelimesi yanlışlıkla Alanya olarak belirtiliyor. Telgraf okunurken Prof. Afet iNAN’ın dikkatini çeker. Afet iNAN’ın tarihi izahlarından sonra Atatürk Alaiye isminin Alanya olması için ilgililere emir verir. Yapılan yazışmalardan sonra Temmuz 1933 senesinde resmi gazetede yayınlanarak Alaiye Alanya’ya çevrilir.
Kaynak : Haşim Yetkin ( Dünden bugüne Alanya`da Yaşam )




